14 Şubat 2014 Cuma

           CUMHURİYETİN İLK YILLARINDA BAFRA
                                                                                                           Prof. Dr. Fahri SAKAL·
            Giriş
            Türkiye’nin sayılı delta ovalarından birinde kurulmuş olan Bafra, Samsun’un en büyük ilçesidir. Karadeniz’in tam ortasında bulunan ilçe, Kızılırmak ve Balık Gölleri gibi su kaynakları ile iç içe haliyle birçok yörenin kıskanacağı bir konuma sahiptir. Bafra Karadeniz bölgesinin en verimli ve büyük iki ovasından birinin tam merkezinde kurulmuştur. Bu konumundan dolayı sadece Samsun’un değil bölgenin de en kalabalık ilçesidir. Ortasından Kızılırmak’ın geçtiği ve kendi adıyla anılan sigarası, tekel kurumları, balıkçılık, tarım ve hayvancılık kapasitesi oldukça geniş olan bu ilçe maalesef bu potansiyelini yeterince hayata geçirememiştir.
            Bafra’nın Konumu ve Tarihi Coğrafyası
Cumhuriyet döneminde Çetinkaya Köprüsü, sigara fabrikası ve merkezden geçen Samsun-Sinop karayolu ile biraz temayüz etmişse de, tütünün vatandaşı 12 ay köyüne bağlaması sonucu bu yörede iktisadi girişimcilik kültürü doğamamıştır. Kaderini tütüne bağlayıp onu bekleyen, başka iş tutamayan köylü ile şehirde esnaf ve memur tabakalarının tütün dışında iş kurma düşüncesi oluşamamış, diğer bir ifade ile girişimcilik halkın aklına gelememiştir. Biz bu açıdan bakınca, tütüncülüğün Samsun ve Bafra halkını iktisaden kalkındırmadığını, tam aksine geri bıraktığını düşünüyoruz. Karadeniz Bölgesinde veya diğer bölgelerde ekonomik potansiyeli Samsun ve Bafra’dan daha geri olan illerde daha gelişmiş bir girişimcilik olgusundan söz etmemize karşılık bu bitek ovaları ve her türlü ulaşım imkânları olan ilde benzer gelişmelerin yaşanamaması bu sebebe mebnidir.[1]
Tütünün bu yörede Samsun Reji idaresinin kurulması ile yaygınlaşmış olduğu bilinmektedir. Avrupalıların ve Amerika Birleşik Devletleri’nin 1818 yılından beri Samsun ve Bafra’nın “mükemmel bilinen tütünlerini” satın aldıkları batılı kaynaklara bile girmiştir.[2]
 Bafra’da ekonomiye paralel olarak siyaset ve kültür de ilçe potansiyelinin altında görülmektedir.
İlçenin cumhuriyet dönemi başlarındaki durumunu tarihi coğrafya bağlamında şöyle açıklayabiliyoruz. O zamanlar nahiye olan Alaçam ile birlikte 135 köyü bulunan ilçenin bir buçuk milyon dönüm ekilebilir arazisi olduğu belirtilmektedir. Bu arazinin en fazla yüz elli bin dönümü ekilebilmekte ve bunun da 40 bin dönümüne buğday, 10 bin dönümüne arpa, üç bin dönümüne yulaf, iki bin dönümüne siyaz, iki bin dönümüne gerinik, sekiz bin dönümüne mısır ve 35 bin dönümüne tütün ekilmiştir. Tütün dışındakiler ilçede tüketilirken, iki- iki buçuk milyon kilo kadar tütün tamamen ihraç edilmektedir.[3] 1927-28 yılı Salnamesinde bu ekilebilir alanlar şöyledir: Buğday 6600, arpa 12500, siyaz 7500, mısır 13900 ve tütün 30 000 dönüm.[4] Miktar olarak ise buğday 4 000 000, arpa 1 500 000, çavdar 750 000, mısır 2 500 000,  tütün 7 000 000, incir 500 000 kilogramdır.[5]
Bafra hayvancılık için de önemli potansiyele sahiptir. Sulak alanıyla meşhur ovanın bu kesiminde manda (su sığırı) oldukça yaygındır.[6] 1927 yılı itibarıyla ilçedeki hayvan varlığı şöyledir: Bargir 2655, merkep 1307, deve, 157, sığır,19427, manda 6669, koyun 65323 baştır.[7] Bu hayvan türlerinin ıslahı ve damızlık yetiştirilmesi için yöreden talepler de olmuş mudur bilmiyoruz. Ancak Karaköy’de Hara adıyla kurulacak hayvan çiftliğine Bafra gazetesinde bir yorumcunun karşı çıktığını görüyoruz. 5-6 Milyon liraya mal olacak bu haraya harcanacak para ile Kızılırmak üzerine bir sulama projesi yapılabileceğini belirttikten sonra vatandaş soruyor “Yazık değil mi bu paraya?”[8]
İlçe orman mevcudu bakımından çok zengin sayılmaz. 1927 de 15500 hektar orman alanı bulunmakta, bu ormanı alaçam, karaçam, kızılçam, ardıç, meşe çeşitleri, kestane, palamut, zeytin(?) ve karagürgen ağaçları oluşturmaktadır.[9]
İlçenin cumhuriyetin ilk yıllarında oldukça ciddi ölçülerde iç ve dış göç olaylarına sahne olduğu bilinmektedir. Dış ülkelerden gelen mübadil ve muhacirlere ilaveten Bafra, büyük oranda iç göç alan bir yöre olarak da bilinmiş ve nüfusunu arttırmıştır. Bafra’ya Balkanlar, Kafkasya, Doğu ve Orta Karadeniz’den göçler olmuştur. Yakın komşu Alaçam köylerinden bile göç aldığı bilinmektedir. Bu göçler hem sosyokültürel, hem de iktisadi bakımlardan yöreye olumlu katkılar sağlamıştır. Ancak daha sonraki yıllarda bu göçler yoluyla kazandığı nüfusun bir kısmını Marmara Bölgesi’ne iç göç vererek tekrar kaybetmiştir.[10] Türkiye’de 1927 nüfus sayımı ile başlayan demografik bilgilenme öncesinde salnamelerde verilen nüfus miktarları daha çok hane sayısı ve erkek nüfus esas alınarak belirmektedir. Bunlara göre 1925 de Bafra’nın genel nüfusu 49 443 kişi olarak kayda geçmiştir. İlçede 11 erkek, 3 inas ve bir de anaokulu bulunmakta, bunlara toplam 1205 talebe devam etmektedir.[11] Bu nüfus 1945 de 59 300, 1950 de ise 72 081 kişiye ulaşmıştır.[12] Bu yıllarda Bafra’nın hem doğu Karadeniz’den hem de Alaçam köylerinden göç aldığı bilinmektedir.
Siyasi ve Kültürel Durum
Tek Parti döneminde ilçenin sosyoekonomik yapısına yönelik bize en doğru bilgileri veren kaynaklar arasında CHP Müfettiş Raporları başta gelmektedir. Bunlara göre parti idare heyetini, parti çalışmalarını, partinin halkla ilişkilerini, yolsuzlukları ve halkın şikâyetlerini öğrenebiliyoruz. Mesela 12. 2. 1941 tarihli bir teftişte[13] Kaza idare heyetine Kamil Çuhacı, Nesimi Barkın, Nazım Baş, Mehmet Barutçu, Canım Kutlu, Necati Bora ve Ahmet Çakın seçilmişlerdir. Reis olan Çuhacı ziraatla meşguldür ve aynı zamanda belediye reisidir de.[14] Diğerleri de ticaretle iştigal etmektedirler.
Raporda belediye reisinin durumu müdafaa edilir: “Heyet içerisinde parti nüfuzunu istismar eden ve vaziyetleri nizamnamenin 162. Maddesine aykırı bulunan yoktur. İdare heyeti reisi aynı zamanda belediye reisi ise de bu istismardan veya hırstan mütevvellid değildir. Geçen sene parti reisi İsmail Işın’ın istifası ile parti reisliğini arkadaşlarının ısrarı ile kabul etmiştir. Haddi zatında heyet arasında reisliğe bundan münasibi de yoktur.”[15] 1942 Yılında ise Bafra CHP İdare Heyeti İshak Özgen, Necati Bora, Ahmet Çakın, Kamil Çuhacı, Vehbi Saymanoğlu, Mehmet Barutçu ve Nazım Baş’tan ibarettir. Daha sonra Saymanoğlu istifa etmiş ve yerine İsmail Sırım yedek listeden heyete alınmıştır. Heyet reisi Özgen aynı zamanda Ziraat Bankası Müdürü’dür ve partiyle yakından ilgilidir. Raporda kavrayışlı ve çok çalışkan bir partili olduğu yazılıdır.[16]
Partideki faaliyetler müfettişlerin titiz tetkikleri ile ayrıntılı olarak Genel Merkez’e bildirilmekte, bu arada partililerin kusurları da gün ışığına çıkmaktadır. Mesela partinin 2 Mayıs 1940 tarihli ikinci teftişinde faaliyetsizlik yüzünden idare heyetinde bazı değişiklikler yapıldığı belirtilmiştir. Özellikle parti prensiplerini yayma konusunda atıl kaldıkları rapor edilmiştir. Parti idare heyeti inhilal etmiş ve reis çocuğunu tedavi ettirebilmek için istifasını vermiş ve yerine bakan Kemal Kitaplı da görevden affını istemiştir.[17]
Teftiş sırasında parti müfettişleri sadece partiyi değil, partiye yakın kuruluşları da teftiş etmektedir.  Bu çerçevede Kızılay teftişi yapılırken Kızılay Bafra şubesinde bazı yolsuzlukların yapıldığını görüyoruz. Kızılay gelirinden 8000 liraya yakın bir meblağın bir süre önce ölen reis Yahya Kefeli’nin zimmetinde kaldığı ilçede duyulmuş ve bu hal halkın ve hayırseverlerin indinde rahatsızlıklara yol açmıştı. Müfettiş raporunda bu konuda şunları da okuyoruz: “Kızılay nizamnamesinin ve murakabe şekillerinin de bu ve bu gibi hallere imkân verdiği anlaşılmaktadır. Birçoğu pul satışlarına ait olmak üzere bu açığın uzun yıllardan beri mevcut olduğu ve teftiş için takriben üç sene evvel kazaya gelen Kızılay müfettişi tarafından anlaşıldığı halde hariçten para bulunarak kapatıldığı, müfettiş ayrıldıktan sonra paraların alınan yerlere iade edildiği muhakkak olarak anlaşılmaktadır. Demek ki teftiş usulünde laubaliliğe imkan veren noksanlar vardır. Nizamname, heyetleri kongrelere hesap verme mecburiyetinde tutmamakta ve hesaplara bakımı tetkik komisyonuna bırakmaktadır.[18] Kızılay gibi bir hayır kurumunun bile böyle istismar edildiği yerde başka neler olmaz, diye sorup geçiyoruz.
İlçede Halk Fırkası teşkilatı dışında başlangıçta Türk Ocağı, o kapandıktan sonra Halkevi, Hilali Ahmer, İdman Kulübü ve Tayyare Cemiyeti’nin şubeleri vardır. Kaza merkezinde Ticaret Odası da bulunmaktadır.[19]
Müfettiş Hikmet Işık partinin ilçe teşkilatlarını ve bu minval üzere Bafra teşkilatını da yetersiz bulmuş ve bunu raporuna yazarak belgeleniştir. “Geçen devre içinde partiye yeni aza kaydetmemişler ve bu ehemmiyetli işe en küçük bir gayret sarf etmemişlerdir. Nahiye ve ocak teşekküllerini bu vazifeye teşvik etmedikleri gibi, merkez ocaklarına bir tek aza dahi kaydına gayret göstermemişlerdir.
Altı aylık raporları nahiye teşekküllerinden almamışlardır.
Partinin program ve icraatı hakkında partilileri aydınlatacak toplantılar yapılmamıştır.
İdare heyetinin iç işlerine ait diğer hususlarda noksanlar ve ihmaller göze çarpmaktadır.
Yeni aza kayıtları yapılmamış, eski kayıtlar da intizama sokulmamıştır.
Parti, hayır teşekkülleriyle alakada çok zayıftır.[20]
Bu eleştirilen siyasi ortam içinde müfettişten övgü alan tek kişi zamanın Bafra kaymakamıdır: “Kazanın genç kaymakamı parti işleriyle yakından alakalı ve bilhassa halkevine vazifedarlardan daha çok bağlıdır.” Görülüyor ki burada kaymakamın asli görevlerindeki başarısı değil, parti ve halkevi ile ilgilenmesi övülüyor. Demek ki vali ve kaymakam başta olmak üzere diğer bütün bürokratların partinin propagandasını yapmaları kendilerinden bekleniyordu. Enerji ve zamanının büyük bir kısmını siyasete ayıran bürokratlar gerçek işlerine yeterli zaman ayırabilirler miydi? Tek parti döneminde sadece partide değil, bürokratlarda da var olan hantallığın ve vazife istismarının sebeplerinden başlıcası budur.[21] Kaymakam için bir sonraki teftiş raporunda da benzer övgüler yazılmıştır:[22]Bu kış halkın ekmeklik ihtiyaçlarının temin ve tevziinde devamlı beraber çalışmalar ve iyi neticeler almışlardır. Kazanın genç anlayışlı kaymakamı Nazmi Öner’i idare muhitinde sevgiye müstenit otorite yapabilmekte ve partilileri etrafında toplayabilmektedir.
Halkın aydınlatılması ile ilgili çalışmalar da yapıldığı rapordan anlaşılmaktadır. Bunlardan birinde halkın daha fazla ekin ekmesi(!) ile ilgili sözlü teşvikler yapıldığını da görüyoruz. Vatandaşa gerekli ekonomik ve mali destek verilirse, diğer bir ifade ile ekonomipolitiğin bildiği anlamda bir teşvik verilirse tarımsal üretimin artması elbette mümkündür. Anca bu tür bir teşvik verilmeden “çok ürün ekiniz” şeklinde kuru kuruya tavsiyelerin hiçbir faydası olmayacağı aşikârdır. Diğer bir iktisadi adım ki, -Bafra’da hâlâ problemdir- belediyenin sorumluluk alanındaki yol ve kaldırımların “mali takat nispetinde” yapıldığı kaydedilmektedir.
Belediyenin bazı vakıfları yıktırdığı, bunların akarlarının da kapatıldığı veya satıldığı da elimizdeki başka bir belgeden anlaşılmaktadır. Bafra’da mülhak vakıflardan bazılarını belediyenin lağvetmeye karar verdiği ve bunların 8 adet cami’ için vakfedilmiş olduğu görülmektedir. Bu camilerin akarları satıldıktan sonra başka geliri kalmadığı gibi “ihyalarına da lüzum bulunmadığı anlaşıldığından (…) bedelleri peşin alınmak şartıyla bilmüzayede satılmalarına izin verilmesi” istenmişti. Bu istek Evkaf Umum Müdürlüğünün 28,7 934 tarih ve 148389/87 sayılı tezkeresi üzerine İcra vekilleri Heyeti’nce 01.08.1934 tarihinde tasvip ve kabul olunmuştur.[23] Kararda kabine üyeleri, başbakan İsmet İnönü ve Cumhurreisi Gazi M. Kemal’in imzası vardır. Vakıfları ve kendileri satılan bu 8 adet cami hakkında Bafra’da sözlü tarih çalışması yapılmalıdır.
Bafra’da İktisadi Hayat
Bafra’da tarım ve hayvancılığın gelişme potansiyelinin oldukça yüksek olduğu bilinmektedir. Cumhuriyetin başından beri yörede panayırlar ve benzeri etkinlikler daima görülmüştür. Özellikle hayvan ve emtia panayırı uzun yıllar boyu açılmış ve faaliyette kalmıştır. 1952 yılı panayırı 14 Ekimde başlamış yöre ticaretine oldukça katkı sağlamıştır.[24] Benzer panayırlar veya hıdrellez etkinlikleri yörede sevilerek yapılmaktaydı.
Bafra’nın tarım kapasitesinden dolayı o yıllarda farklı ürünlerin deneme ekimlerinin yapıldığını biliyoruz. Gazetelerden okuduğumuza göre Engiz - Alaçam şosesinin kuzeyindeki köylerde Afyon ekimi için Bakanlar kurulunun karar verdiği yazılmakta ise de bu uygulama gerçekleştirilememiştir.[25] İlçede Pamuk ekimi için de girişimlerin olduğunu biliyoruz. Pamuk fiyatlarının aşırı artması üzerine Bafra’da da pamuk ekilmesi düşünülmüş ve 30 kuruştan köylüye pamuk tohumu dağıtılacağı haberleri yayılmıştır.[26] Bu iş için Eskişehir pamuk üretme çiftliğinden ve Malatya’dan getirtilen tohumlar ekmeleri için üreticiler İsmail İşman ve Ahmet Çağatay’a verilmiştir. Ayrıca Aydın Söke’den susam tohumu da getirilmiş ve 100 dönüm susam ekilmesi için çalışmalar yapılmıştır.[27]
Yukarıda bir buçuk milyon dönüm ekilebilir araziden bahsedilmişti. Ancak bu genişlikteki arazinin senede yüz - yüz elli bin dönüm kadarı ekilmekte, dolayısıyla çok bitek ve verimli bir ovası olduğu halde yetersiz ekimden ve ekilenlerin de ilkel tarım yöntemleriyle yetiştirildiğinden ilçe kendi kendini besleyememekte ve senede 350- 400 bin kilo kadar un ithal olunmaktadır. Kızılırmak’ın kenarında sulanamayan ve kuraklıktan zarar gören köylerle ilgili haberler yaz aylarında sıkça görülmektedir. 1950 Temmuzunda Ağlan, Elalan, Gökalan, Bengü, İğdir, Yiğitalan, Köleyurdu, Kanlıgüney, Çulhakoca, Paşaşeyh ve Kuşkayası köylerinde kuraklıktan dolayı kıtlık oluşmuş ve bu köylere tohum yardım yapılacağı belirtilmiştir. Bir başka tarımsal sorun da çekirge istilası olarak kayıtlara geçmiştir. Aydın ilinden bir uzman getirilerek çekirge ile mücadele konusunda halkı eğitmiş ve başarılı sonuçlar alınmıştır.[28]  
İlçede tütün ziraatı buğday ve diğer gıdalar aleyhine yayıldığından yılda iki buçuk milyon kilo tütün de ihraç edilmektedir.[29] Şu görüşümüz araştırmacılar ve yetkililer tarafından özellikle dikkatle değerlendirilmelidir:  Tütünün yaygınlaşmasının diğer tarım ürünlerini, özellikle gıdaların ekimini azalttığından yörenin gıda ithalatçısı durumuna düşmüş olduğunu, hatta tütünden başka iş tutamayan halkın köyünde kaldığını, başka alanlarda iş tutup meslek edinemediklerini en başta belirtmiştik.[30] Celal Bayar’ın 6 Aralık 1951 de Bafra’yı ziyaretinde ilçe ileri gelenlerinin Cumhurbaşkanı olarak Bayar’dan taleplerinde şu ifadeler dikkati çekmektedir: “Tütünden başka mahsul yetiştirmeyen ve yiyecek zahiresini bile bazen pazardan alan köylümüzün mali durumunun düzelmesi ve istihsal kabiliyetini iktisap etmesi bu yıl elinde bulunan tütün mahsulünün tatminkar bir fiyatla tamamen satışının teminine vabeste bulunmaktadır…. Bu sene Bafra’da görülmemiş bir rekolte olmuş, 77 köyde 12 235 ekici 7.5 milyonluk tütün istihsal etmiştir. Ancak geçen yıllarda fiyat düşüklüğü yüzünden ekiciler ağır borçlar altına girmişlerdir. Bugün muhtelif kredi müesseselerine olan borç yekûnu 14 milyon liradır.[31]
Bafra, nehri ve ovasıyla bir ekonomik cazibe merkezi olmaya müsait özelliğine rağmen tekel tesisleri dışında iktisadi yatırımları celb edememiştir. Bir “hızar fabrikası” ve dört adet tütün şirketinin şubeleri mevcuttur.[32] Basit yatırımların ötesinde bir iktisadi adım söz konusu olamamıştır. Erken Cumhuriyet Döneminde Bafra’da Molla kâşif’in Un Fabrikası ile Kefelizade Halid Bey’in Un ve Hızar Fabrikaları bulunmaktaydı.[33] Gazetelerde ilçeye şeker fabrikası yapılmasına yönelik çalışmalar yapıldığı ve mühendislerin ilçede şeker pancarı ekimine ilişkin rapor verdiği haberleri çıkmış olmasına rağmen bu fikirler uygulama alanına çıkamamıştır.[34]
Bunların içinde en ciddi yatırım sayılabilecek olanı, Nemlizade ailesinin Samsun’u doğuda Çarşamba ve Terme’ye, batıda Bafra ve Alaçam’a bağlayacak olan dekovil hattının yapılması projesidir.[35] Şirket 75 cm eni ve 150 km uzunluğu olan bir dekovil(dar hatlı demiryolu) için başbakanlığa başvurmuştur. Canik Mebusu Hacı İbrahimzade Şükrü bey’in istidası üzerine hükümet ile görüşmeler başlamış ve 2 Kanun-ı evvel 1339 (1923) tarihinde  inşaata karar verilmişti. Proje için Türkiye Milli Bankası’nın 3000 lira kefalet akçası garantisi verdiği de bilinmektedir.
Bu demiryolunun temel atma töreni 21 Eylül 1924 tarihinde yapılmış ve Çarşamba tarafı Yeşilırmak’a kadar ulaşmasına rağmen Bafra tarafı şirketin iflası üzerine başlamadan bitmiştir.[36] Samsun Hatıraları adıyla bu il hakkında görüşlerini yazan Maanoğlu Mahmud Nedim Bey, Samsun Sahil Demiryolu’nun masraflarının karşılanabilmesi için yetersiz devlet katkısının üzerine bir de vatandaş katkısının gerekli olduğunu ve bu iş için çıkacak tahvillerin vatandaşa satılması yoluyla finansman probleminin ortadan kalkacağını ileri sürmüştür. Yazara göre ilave 2,5 milyon liraya ihtiyaç vardır ve bu miktarı karşılamak için beher adedi 10 lira olan senetlerden 50 adet alan -ki cem’an 500 liralık hisse almış olacaktır- bunlar idare heyetine girme hakkına sahip olacaklardır. Buradan anladığımıza göre mali bir engel vardı ve bunun aşılması için bir şeylerin yapılması gerekiyordu ve yapılmadı.[37] Aslında bu hattın yapılacağına başka yazarlar da çok inanmış ve güvenmiş olmalılar ki, Samsun ile ilgili bir kitap yazan Fransa’nın bir zamanlar Samsun konsolosu olan diplomat R. Vadala eserine koyduğu haritada demiryolunu “yapılmakta olan” kategorisinde göstermiştir.[38]
Bafra dekovili yapılamayınca ulaşım bu istikamette karayolu ağırlıklı gelişmiştir. O yıllarda Samsun - Bafra yolu asfalt olmadığından ovanın alüvyon toprağının özellikle kışları gevşek çamurlu olması karayolu ulaşımını neredeyse tamamen imkânsız hale getiriyordu. Bafra ovasında yağmurlu günlerde bir köyden diğerine gitmenin çok zor olduğunu ifade etmeliyiz. 1950 yazında Samsun - Bafra şosesinin genişletilme çalışması olduğunu gazetelerden okuyoruz.[39] Ancak vatandaşlar genişletmeyi yetersiz bulmakta, yolun asfaltlanmasını da istemektedir. M. Kadıoğlu yazdığı bir yazıda şu şikâyetleri belirtmiştir: “Samsun Bafra yolu neden asfalt olmasın? Tütünüyle büyük gelir kaynağı olan Bafra asfalt istiyor. Matosyon’da 6 dakikada bir araba geçiyor! Bu yol neden asfaltlanmıyor? Bu kadar işlek yol asfalt olmalı. Cumhuriyet hükümetleri bir ortaokuldan başka yatırım yapmadı. Çetinkaya Köprüsü demeyin O Alaçam’ın işine yarıyor.”[40]
Sık sık vuku bulan sellerde ahşap köprülerin yıkılması, yolların bataklığa dönüşmesi yöre insanının ulaşımını nerdeyse imkânsız hale getiriyordu.[41] Sellerin Bafra-Sinop ve Bafra-Samsun hattında menfez ve köprülere verdiği zararlardan dolayı il özel idaresi gereken tamirat ve yapımlar için hükümete birçok defa yazmak zorunda kalmıştır. "Hariçten demir malzeme mübayası" için Ankara'ya yazılmış, uzun yazışmalardan sonra kabine üyeleri, Başvekil İsmet İnönü ve Reisicumhur Gazi M. Kemal imzasıyla 1.2.1931 tarihli kararname ile "bedeli idarei hususiye bütçesinden tesviye olunmak üzere 2000 lira mukabilinde hariçten mubayaasına izin" verilmiştir.[42]
Burada anormal bir devletçilik anlayış ve uygulaması ile karşılaştığımızı görmekteyiz: Bu kadar küçük bir yatırım ve onarım işi, üstelik masrafı özel idarece karşılanacak, neden bunun için kabinenin ve cumhurbaşkanının imzası gerekmektedir? Mahalli birimler bu kadar basit işler için neden inisiyatif kullanamazlar? Neden onlara yetki verilmez? Aynı şekilde, Bafra’da istihlak kooperatifi kuruluyor, Ankara’nın onayı gerekiyor. Reisicumhur İsmet İnönü ve kabine üyelerinin imzasıyla[43] bir şirkete meccanen 6.30 hektarlık bir arazi verilecek, o işlem de Gazi Mustafa Kemal imzasıyla kesinleşiyor.[44] Bafra Balık İstihsal ve satış Kooperatifinin kurulmasına izin verilmesi için bile Cumhurbaşkanı Celal Bayar imzalı kararnameye gerek duyulmuştur.[45] Merkez böyle her şeye karar verme hakkını kendinde bulur, çevre her şeyi merkezin kararına istinaden yaparsa, merkezdekiler daha ciddi ve büyük işlerin yapımına ne zaman, ne de imkân bulabilirler.
Samsun İli 1939 Temmuz ortalarında çok büyük bir sel felaketi yaşamış, Mert ve Kürtün ırmakları üzerlerindeki ahşap köprüler yıkıldığı gibi, ırmakların ve derelerin taşması üzerine ovayı sel suları işgal etmiş ve birçok insan, hayvan ve ürün zayiatı olmuştur. Bu olay üzerine tutulan hasar tespit raporunda C bendi Bafra'ya dair zararların dökümünü vermektedir.[46] "Bafra'da Kızılırmak'ın üç metre yükselmesi sonucu eşya ve hayvanları suların götürdüğü, Tos köyünde yedi evi su bastığı ve kısmen tahrip ettiği, tütün salaşlarıyla samanlıkların harap olduğu, civardaki ekin yığınlarının yüzde sekseninin sular tarafından götürüldüğü, bazı hayvanların telef olduğu, bir çocuğun sele kapıldığı, zarar ve ziyanın şimdilik tespit edilemediği ve icap eden her türlü tedbirin alınarak felaketzedelerin yardımına koşulduğu" yazılmıştır.
Bu konuda partiden de ilgili kurumlara başvurular yapılmıştır.[47] Parti il teşkilatlarının Genel merkeze yazdığı yazıda Vilayet sahilinin en işlek ve bilhassa Bafra kazası gibi ehemmiyetli derecedeki münakalatı yalnız bir şoseye inhisar eden kısmında görülen hasarın bir an önce tespiti lazım olup, bu köprülerin beton olarak inşası, şoselerin yeniden yaptırılması(... )için vilayet bütçesinin yetmeyeceği ve ilgili bakanlıkların bu işi üstlenmesi istenmiştir.
Bafra'da Kızılırmak üzerinde bulunan ahşap köprü sık sık yıkıldığı ve bazen can ve mal kaybına yol açtığı için, buraya sağlam bir betonarme köprü yapılması için halkın ısrarlı talepleri üzerine 4 Kasım 1937 tarihinde hizmete açılan Çetinkaya Köprüsü'nün yapılış hikâyesi de kayda değerlidir. Bafra'ya bağlı köylerden bu köprünün bitirilmesi için tütün tongası[48] başına para toplanmış ve bu paralarla köprü yapılmıştır.[49]
Bafra için bir ulaşım aracı da İlçe'de bulunan Kereste Fabrikası'nı Akliman'a bağlamak için yapılan bir dekovil hattıdır. Bunun için 18 km uzunluğu ve 3,5 m eninde devlete ait bir arazi Cumhuriyet İnşaat Türk A.Ş.ne verilmiştir.[50]
İlçenin eğitim alanındaki gelişmeleri de yine oldukça yavaş seyretmiş sayılmalıdır. Kuşkayası, Kaygusuz, Tekke, Sarmaşık ve İkiztepe’ye 1950 de okul yapılma haberleri basında bir müjde olarak çıkmıştır.[51]
İlçenin dış yolları gibi merkezdeki cadde ve sokakların da son derece tozlu, toprak ve çamurlu olduğu bilinmektedir. Bafra gazetelerinde bu konuda halkın şikâyetleri sıkça dile getirilmiş, asfaltlamaya oldukça geç tarihlerde geçilmiştir. Ancak Bafra asfalt açısından Türkiye’nin en talihsiz ilçelerinden biridir. Zira zeminin yumuşak ve alüvyon mahiyetli olması, ağır vasıta araçların tonajı karşısında çökmelere maruz kalmakta, dolayısıyla dökülen asfalta sıkça yamalar gerekmektedir. Diğer bir dezavantaj bir ovaya alabildiğine yayılmış merkez kasabada asfaltlanacak alan metre kare olarak aynı büyüklükte ilçelerden daha fazladır. Bu da asfaltlama maliyetinin fazla olması demektir. O halde böyle yumuşak zemin üzerine asfalt dökmeden önce, ya çok iyi çakıllanmalı ve preslenmeli veya demirle sağlamlaştırılmış beton dökülerek onun üzerine asfaltlanmalıdır.[52] Herhalde böyle alüvyon ovalarda kurulan yerleşim yerlerinin asfaltlanması için ciddi ve ilmi mühendislik hesaplarına istinad eden farklı yöntemler geliştirilmiştir. O bilgi ve tecrübeler takip edilmelidir.
Bafra gazeteleri şehrin su problemi ile ilgili şikâyetlerle doludur ki hala kaliteli suya hasret olan ilçenin bu açıdan da talihsiz olduğunu biliyoruz. Şehre bağlanan suyun kalitesi hala içilemez derecededir. Samsun ve Bafra’nın dağlık kesimlerinde kaynak suyu azlığı söz konusudur. Ova kısım ise alüvyon topraklardan kaynaklanan tatsız ve pis kokulu bir suya sahiptir. İlçe merkezinde suya ek olarak elektrik temini de cumhuriyetin ilk yıllarında gerçekleştirilememişti. 1940’lı yıllarda akşamları 4 veya 5 saat elektrik verilir ve sıkça kesinti olurdu. Üstelik herkese değil bazı elit ailelere ve kurumlara verilirdi. Bol elektrik 10 Mayıs 1952 de sabah 7 gece 4 arasında 21 saat olmak üzere verilmeye başlandı.[53]
Sağlık ve Sosyal Meseleler
Bafra’da ova ve yukarı kesimdeki köyler olmak üzere iki farklı coğrafi yapı olduğu bilinmektedir. Bunlardan ovanın ve dağlık kesimin farklı problemleri vardır. Ova ve yakın bölgelerde 1950’lere kadar sıtma çok büyük bir problemdir ve bazı sulak alanlara mücavir yerlerde bu hastalığa yakalananların oranı yüzde altmışlara kadar çıkmaktadır. Bafra gazetelerinden okuduklarımıza ve sözlü tarih çalışmalarımızda halktan öğrendiklerimize göre kinin iğne ve hapları olmadan halkın yaşaması mümkün değildi.[54] Bafra’nın ovasından kaynaklanan bu derdi Çarşamba için daha da ciddi olarak biliniyordu. CHP milletvekilleri ve parti müfettişlerinin teftiş raporlarında bu konuda hazırlanan bir raporun ilgili kısımları şunları tespit ve teklif etmiştir:[55]
Samsun Vilayetinde iki büyük ırmağın meydana getirdiği Çarşamba ve Bafra Deltalarını büyük ve önemli bir memleket meselesi olarak ele almak mecburiyetindeyiz.
Bir buçuk milyon dönüm kadar olan bu iki delta memleket için büyük bir servet ve sadet kaynağı olmak kabiliyetinde iken asırlardan beri Terme, Çarşamba ve Bafra kazalarını kemirmekte her sene binlerce yurddaşın erimesine ve ölmesine sebep olmaktadır. Birkaç seneden beri Sıhhiye Vekaleti sıtma mücadele teşkilatı ile ve halkın yardımı ile ufak kanallar açarak malaryayı tahdit etmeğe çalışmış ise de böyle feri teşebbüsler kati neticeler vermekten çok uzaktır. Üç sene evvel büyük şefimiz Samsun’a geldikleri vakit kendilerine bu vaziyet arz edildi. Derhal işin ehemmiyetini takdir buyurdular ve müteakip senelere sari olmak üzere 300 000 lira tahsisini vaat buyurdular.
Büyük Şefin bu iradeleri sayesinde Çarşamba Deltası’nda bu sene esaslı başlangıca şahit olduk. Nafia Vekâleti’nin ekskavatörleriyle bu sene açtırdığı altışar kilometroluk iki büyük kanal derhal binlerce hektar bataklık kuruttu. Bu büyük işin ancak böyle devam edecek makine faaliyetiyle başarılacağına kaniiz. Halkın kazmasıyla faaliyete devam edilmesi faydalı olmakla beraber bu yolda yapılacak işler ancak büyük gayenin teferruatıdır.
Asıl deltaların tamamen kurutulması, feyizli bir hale gelmesi ve yurddaşların korkunç hastalıklardan kurtulması, muntazam bir plan dahilinde muayyen bir müddet içinde tatbik olunacak programla mümkün olacaktır. Fikrimizce iki deltada istihdaf edilecek gaye: deltalar kurudukça kazanılacak bir buçuk milyon dönüm feyizli topraktan bütün memleketi alakalandıracak büyük menfaatler bekleyebiliriz. Göçmen yerleştirmek ve birkaç vilayetimizin mahsulâtına muadil hububat ve sair mahsulât almak gibi düşünceler ilk akla gelen şeylerdir. Fakat bizim fikrimizce memleketin en büyük ihtiyacını karşılayacak ve memleket müdafaasını kolaylaştıracak daha önemli bir iş var. Asırlardan beri bu deltalarda bazı müteşebbisler ufak parçaları fraktı denen parmaklıklarla çevirerek salma şeklinde hayvan yetiştirmektedir. Burada bilhassa at ve kısrak ile diğer büyük hayvanlar kendi kendilerine üremekte ve bedava yetişmektedir. Çünkü mebzul ot, ağaç ve su buralarda mahşeri bir manzara arz etmektedir. İşte deltaların hususiyetinden ve müsait ikliminden ilham alarak ordumuzun her nevi topçeker ve top taşır hayvanlarıyla memlekete çok lazım olan çift sürür atlarını ve ağır süvari ve nakliye hayvanlarını kâfi miktarda burada pek ucuz ve pek kolay yetiştirebiliriz. Bunun için Ziraat Vekâletiyle Nafia Vekâleti el ele vererek mühim tahsisatla yukarıda arz ettiğimiz gibi planlı ve muayyen müddetli programı yapmalı ve tatbik etmelidir. Aynı zamanda Ziraat Vekâleti şimdiden hususi eşhasa ait bataklıkları ve araziyi ucuz fiyatlarla istimlâk etmeli ve deltalar kurumadan evvel bunları devletleştirmelidir. Eğer istimlâk işini tehir edersek deltalar kuruduktan sonra binlerce muğlâk mülkiyet iddiaları ile karşılaşacağız.
Tabii Ziraat Vekaleti deltalarda yapacağı fenni fennî taksimat ve mükemmel temizlikle bu gün hayvanları kıran kurtları ve bütün mezruatı kemiren domuzları yok edecek ve asri şekilde çalıştıracağı on binlerce yurddaşı memleketin en mühim sanatlarından biri olan hayvan yetiştiriciliğine alıştıracaktır.
Sağlık ve sosyal konuların en başında gelenlerin biri, belki birincisinin su olduğunu yukarıda anlatmıştık. İlçe ve köyleri tarih boyunca temizlik için yeterli suya sahip olamamışlardır. Başka yerlerden, mesela Doğu Karadeniz’den gelen bir kişi Bafra ve hatta ovaya yakın köyler de dâhil hiçbir yerin suyunu içememektedir. Bafra suları aşırı kokan ve aşırı kireçli alüvyon ova sularıdır. Bu zengin ve kalkınma potansiyeli muhteşem ilçede yaşayan insanların daha kaliteli suya kavuşmaları temel haklarıdır. Bu sorunun halledilmesi tek başına bile Bafra’nın göç almasını ve sermaye cezp etmesini sağlayabilir.
Sonuç olarak çok şey yazmayacağız.
Bafra, dağı ve ovasıyla gölü ve ırmağı ile yerlisi ve muhaciri-mübadili ile birçok ilin üzerinde iktisadi potansiyeli olan bir ilçedir. Ancak bizim kanaatimiz tütün ve sigara fabrikası sayesinde -vaktiyle kısmen para kazanmış görünse bile- evet tütün sayesinde aslında geri kalmış, muazzam coğrafi ve demografik kapasitesini tütüne bağladığı ve ona güvendiği için girişimcilik kabiliyeti kazanamamış ve kendi içinden yeterli işadamları çıkaramamış, zenginleşememiş, hep zengin adayı bir yöre olarak kalmıştır. Samsun ve Bafra yöresinin mevcut işadamlarının çoğunun başka illerden gelmiş olması da bunu göstermektedir. Bu yöre girişim kültürünü geliştirecek faaliyetler yapmalı, arayışlar içine girmelidir. Mesela bu alanda Ticaret ve Sanayi Odası kurslar düzenlemelidir.
Bibliyografya:
1-      Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA) Bakanlar Kurulu Kararnameleri Katalogu (BKK K). 30.18.01.02/
2-      Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), CHP Katalogu, CHP K 490,01/
3-      Bafra Gazetesi
4-      Cumhuriyet Gazetesi
5-      Son Posta
6-      Devlet Salnamesi 1925-1926, Matbaa-i Amire, İstanbul 1926, s. 569-570.
7-      Devlet Salnamesi 1927-1928, Matbaa-i Amire, İstanbul 1929, s. 795
8-      Vadala, R.,Samsoun Passé-Presént-Avenir, Paris 1934
9-      Temizgüney, Firdes, Erzurum’a Demiryolunun Gelişi, Yük. Lis. Tezi, Erzurum 2008.
10-  Mahmud Ma’an, Samsun Hatıraları, Şems Matbaası 1927 Samsun.




· Ondokuz Mayıs Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü. Fahris56@hotmail.com
[1] Kurupelit, Aksu ve Oyumca köylerinde yaptığımız sözlü tarih çalışmaları esnasında vatandaşlardan Hüseyin Çakır ve Hacı Aslan tütünün yöre ekonomisine yarardan çok zarar getirdiğini şöyle anlatmışlardır: “Tütün kırma ve dizme zamanında buğdayların biçilmesi ve hayvanların güdülmesi gerekiyordu. Çobanı bile Kavaktan getirirdik. Buğdayımızı Kavaklı orakçılar biçiyordu… Eskiden tütün yüzünden başka iş yapamazdık. Mıh çakmaya usta yoktu. Tütünün yasaklanması iyi oldu. Şimdi herkes ustalığı öğrendi. Tütün yasağından sonra köyümüzde iki müteahhit yetişti. Çocuklarımızı Of’lu hocalar okutuyordu, evlerimizi Rize’li ustalar yapıyordu, Çünkü biz hep tütünün başında beklemek ve ona hizmet etmek mecburiyetinde idik. Dolayısıyla böyle ustalıklar edinemedik” demişlerdi. Biz bu ifadeleri çok manidar bulduk.
[2] R. Vadala, Samsoun Passé-Presént-Avenir, Paris 1934, s. 83.
[3] Devlet Salnamesi 1925-1926, Matbaa-i Amire, İstanbul 1926, s. 569-570.
[4] Devlet Salnamesi 1927-1928, Matbaa-i Amire, İstanbul 1929, s. 795.
[5] Aynı salname, s. 796-797.
[6] Ancak adı geçen yörenin hayvan varlığı günümüzde oldukça azalmış durumdadır. Sempozyum bildirileri içinde bu konuya temas edenler olacaktır.
[7] Aynı salname s. 796-797.
[8] Bafra Gazetesi, 22 Temmuz 1950. Bu yıllarda DP’nin başlattığı yatırım hamlesine türlü bahanelerle karşı çıkanlar oluyordu. Mesela Seyhan Barajı’na “bu kadar elektriği toprağa mı vereceksiniz?” diye muhalefet ediliyordu. Karaköy Hara’ya karşı çıkış da böyle bir hareket midir? Yoksa öncelik sulamaya mı verilmelidir? İktisat politikası ve verimlilik açısından tartışılmalıdır.
[9] Aynı Salname, s. 800.
[10] Önceleri gelen mübadil ve muhacirlerin Bursa, Adapazarı ve İstanbul cihetlerine göçü başlamış, sonra Bafra’nın yerlileri de bu göç kervanına katılarak son 30 yılda Bafra göç veren bir yöre olmuştur.
[11] Devlet Salnamesi 1925-1926, 570
[12] Bafra Gazetesi, 9 Kasım 1950
[13] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), CHP Katalogu (CHP K) 490.01/615.1. Parti Müfettişi Hikmet Işık’ın 9.7.942 tarihli raporundan.
[14] Aslında Tek Parti Dönemi’nde partililerin birden fazla görevi üstlenmeleri parti tüzüğünün 162. maddesine göre yasaktır. Ancak Tek Parti Dönemi’nin klasik uygulamalarından ve hastalıklarından biri burada tekrar karşımıza çıkıyor. O yıllarda hem muhalefetin bulunmayışı, hem de okuryazarlığın düşük oluşu sonucu, özellikle Anadolu il ve ilçelerinde küçük bir partili elit zümre Parti, Halkevi, il idaresi, belediye idaresi(umumi meclisler), Kızılay, THK, Çocuk Esirgeme Kurumu ve Yardımseverler Cemiyeti gibi yerleri dolduruyorlardı. Parti teftişleri esnasında bu kurumların partililerce doldurulması isteniyor, ama bir kişinin iki veya daha çok makamı işgaline izin verilmiyordu. Burada görüldüğü gibi zaman zaman bu 162. Madde ihlali oluyor, bazı müfettişler buna müdahale ediyorlardı. Bazen de “bu işi yapacak uygun vasıflı başka adam yok” gibi bahanelerle kendilerini savunuyorlar, bu durumda iki veya daha çok makam bir kişinin uhdesinde bulunabiliyordu. Parti teftiş raporlarında bunun örnekleri sıkça görülmektedir.
[15] BCA CHP K. Aynı rapor.
[16] Müfettiş Raporları kendi partililerinin  “halk nazarında sevilen ve sayılan” kişiler olup olmadıklarına da yer verirdi. Partinin Teftiş Talimatnamesi bu konunun da sorgulanmasını istiyordu. Ancak parti müfettişi partililerin durumunu ne kadar objektif olarak değerlendirir? Tartışılmalıdır.
[17] Aynı rapor.
[18]  Aynı rapor.
[19] Devlet Salnamesi 1925-1926, s. 569-570.
[20] Aynı rapor.
[21] Aynı rapor.
[22] Aynı rapor.
[23] BCA Bakanlar Kurulu Kararnameleri Katalogu( BKK K) 030. 01.18.01. 02/47.54.018
[24] Bafra Gazetesi, 16 ve 23 Ekim 1952.
[25] Aynı gazete, 2 Ağustos 1951
[26] Aynı gazete, 22 Mart 1951
[27] Aynı gazete, 19 Nisan 1951
[28] Aynı gazete, 15 Temmuz 1950
[29] Devlet Salnamesi 1925-1926, s. 569.
[30] 1 No’lu dipnota ve onun metnine bkz.
[31] Bafra, 13 Aralık 1951
[32] Aynı Salname, s. 569.
[33] Devlet Salnamesi 1927-1928, s. 800.
[34] Bafra gazetesi, 22 Kasım 1951.
[35] BCA BKK K 030.0.18.01.01/7.31.2
[36] Firdes Temizgüney, Erzurum’a Demiryolunun Gelişi, Yük. Lis. Tezi, Erzurum 2008.
[37] Mahmud Ma’an, Samsun Hatıraları, Şems Matbaası 1927 Samsun, s.33-40
[38] R. Vadala, Samsoun Passé- Présent- Avenir, Paris 1934, s. VI, Ayrıca bkz. Ek:1
[39] Bafra Gazetesi, 15 Temmuz 1950
[40] M. Kadıoğlu, “Bafra- Samsun Yolu Neden Asfalt olmasın” Bafra Gazetesi 21 Aralık 1950. Yazarın bahsettiği Çetinkaya Köprüsü de hükümetlerin Bafra’ya yatırımı sayılmamalıdır. Köprünün parası köylüden tütün satışında kesilen salma paralarla yapılmıştır. Aşağıda bilgi var.
[41] Tek Parti devrinde özel araçlarla deniz nakliyat ve ulaşımı Kabotaj kanunu hükümlerine(!?) göre yasaktı. Devlet de bir ulaşım projesi geliştiremiyordu. Dolayısıyla denizin kullanılmadığı, karayolunun yetersiz ve asfaltsız olduğu ve dekovil veya tam bir demiryolunun bulunmadığı bir Bafra’dan bahsediyoruz.
[42] BCA BKK K, 030.18.0102/17.7.6
[43] BCA BKK K 030. 18.01.02/98.47.10.
[44] BCA BKK K 030.18.01.02/29.46..18.
[45] BCA BKK K 030.18.01.02/139.43.5
[46] BCA BKK K 030.10.0.02/118.827.23
[47] BCA CHP K. 490.01/485.1964.157
[48] Yörede tütün balyalarına bu ad verilmektedir.
[49] Son Posta ve Cumhuriyet, 5 Kasım 1937
[50] BCA BKK K. 30.18.01.02/29.46.18
[51] Bafra Gazetesi, 15 Temmuz 1950
[52] Bilindiği gibi Bafra merkezde caddeler hala toz-toprak, kasisli ve kötü yamalı asfaltla kaplıdır.
[53] Bafra Gazetesi, 15 Mayıs 1952.
[54] Kumcağız, Yörükler, Ballıca ve Koşuköy’de halkla yaptığımız mülakatlarda hemen hemen halkın tek fikir olduğu mesele bu sıtma ve ona karşı halka dağıtılan kinin ilaçlarıdır ki aynı kanaati Büyük Oyumca, Kurupelit ve Aksu gibi Samsun köyleri halkı da bize ifade etmişlerdir.
[55] BCA CHP K 490.01/700,383,1.

1 yorum: