ALMANYA’DA BASTIRILAN İNÖNÜ
RESİMLERİ
Doç. Dr. Fahri SAKAL
ÖZET
Devlet
başkanlarının ve parti liderlerinin resimleri siyasi tanıtım ve propaganda için
önemli araçlardır. Politikacıların bu araçlardan yararlandığı bilinmektedir.
Türkiye’de de Cumhurbaşkanı İsmet İnönü Resim ve heykellerini her yere koymayı
düşünmüştür. Yüksek kalitede baskı istendiği için bu resimler Almanya’da
basılmıştır. Hitler rejimi ile iyi ilişkilerin olduğu bir dönemdi. Baskı işinin
bir Alman firmasına verilmesi manidar sayılmalıdır. Resimler İbrahim Çallı ve
Feyhaman Duran’ın yaptığı tablolardan çoğaltılmıştır. Üç parti halinde teslim
edilen resimler için 55 660 Reich Mark ödeme yapılmıştır.
İNÖNÜ PHOTOS PRINTED IN GERMANY
ABSTRACT
Photos
of the heads of state and political leaders are important tools for publicity
and propaganda. It is known
that politicians benefit from these tools. İsmet İnönü, who
had been the president of the Republic of Turkey, had thought to put his
pictures and statues everywhere. For a high- quality the photos had been
printed in Germany .
During this period Turkey
had good relations with Hitler’s regime. It is meaningful that the print job
had given to a German company. These pictures were reproduced from İbrahim
Çallı and Feyhaman Duran’s paintings. Pictures were delivered in three-party
and 55 660 Reich Mark was paid to that Germany .
Giriş
Kamuoyunun
gücü, son iki yüz yılda kitle haberleşme araçlarının yaygınlaşması ile birlikte
inanılmaz ölçüde artmıştır. Bunu fark eden demokratik veya totaliter bütün
rejimlerin bu güçten yararlanmak isteyecekleri tabiidir. Propaganda, halkla
ilişkiler, tanıtım ve başka adlar altında yapılan bu tür faaliyetler güç
sahiplerince bazen öyle ciddiye alınmıştır ki, halkın vergilerinin halkın
ihtiyaçları yerine, halkın beyinlerinin yıkanmasına harcandığı pek sıkça
görülen bir vakıa olmuştur. Tabii olarak rejim ne kadar anti demokrat ise, o
kadar fazla beyin yıkamaya başvurulur. Diğer bir ifade ile makul ve mantıklı
bir propaganda ve tanıtım bir rejim için gerekli, ancak rejimin baskıcı
mahiyeti arttıkça makul propaganda etkinlikleri beyin yıkamaya dönüşme eğilimi
göstermektedir.[1] Otoriter ve totaliter
rejimlerden farklı amaçları olsa da demokrasiler de politikayı propaganda
üzerine bina etmek durumundadırlar. Çünkü siyaset toplumu etkileme ve
yönlendirme yoluyla başarı sağlayan bir meslektir. Siyasiler ve devlet adamları
halk indinde temiz bir imaja ve itibara sahip olmalı; bunun için de tanıtım ve
propagandaya önem vermelidirler. Türk siyasi hayatının en uzun süreli ve etkili
simalarından biri olan İsmet İnönü de bu konuda gerektiği kadar propaganda ve
tanıtım araçlarından yararlanmaya çalışmıştır. Özellikle Cumhuriyet’in ilanı
ile yeni rejim ve kurucularının halk tarafından benimsenme ve sevilmeye ciddi
ölçüde ihtiyaçları olduğu bilinmekteydi. Bundan dolayı basın-yayın, radyo,
resim-heykel, okullar, ders araçları, tiyatro, diğer sahne sanatları, sinema,
dernekler, din adamları, siyasi hatipler ve sair kamuoyu oluşturmada etkili
kişi ve kurumlara her fırsatta başvurmuşlardır.[2]
Özellikle
bin yılı aşkın mazilerinin verdiği bir ağırlıkla halk üzerinde etkisi olan Türk
Saltanat ve İslam Hilafet kurumlarının kaldırılmasının, İslami ve diğer
toplumsal kurumlar üzerinde yapılan inkılâpların halk tarafından tam olarak
kabul edilip edilemeyeceği endişesi yeni rejimin banilerini düşündürüyordu.
Böyle bir ortamda Cumhuriyetçilerin gerçekten etkili bir tanıtıma ihtiyacı
olacağı açıktır. Bu tanıtımı özellikle halkın sevip itibar ettiği kişi ve
kurumlara yaptırmaları işlerini kolaylaştıracaktı. Nitekim öyle yaptırdıklarını
görüyoruz.[3]
Cumhuriyetin
kurucuları Batı siyaset tarzlarının, özellikle de Fransız İhtilali’nin
pozitivist, biyolojik materyalist, elitist, militarist eğilimleriyle temayüz
eden birer takipçisi idiler. Bu akım ta baştan beri propagandada gayet mahir
idi. Ayrıca militan ve militarist hareketlerle de desteklenen siyasi
adımlarında da başarıya ulaştılar. Özellikle kaldırdıkları geleneksel ve İslami
rejimin hoş bakmadığı resim ve heykel gibi sanat tarzları yolu ile tanıtıma
özellikle önem vermeleri gerekiyordu. Zaten portre tarzı resim Osmanlılarda
Sultan II. Mahmud’dan beri kabul edildiğinden hükümdarların resimleri devlet
kurumlarında asılmaya başlanmıştır.[4] Diğer
devlet adamlarının, sanatçıların, diplomatların, askerlerin vs. resimleri de
hakeza yaygın olarak yapılmış ve ilgili yerlerde sergilenmiştir. Şeker Ahmet
Paşa ve Osman Hamdi Bey gibi büyük ressamlar da Osmanlı döneminde yetişmiş,
aşağıdaki satırlarda görüleceği gibi genç ressamları desteklemişler, hatta
yetişmeleri için Avrupa’ya göndermişlerdir. Cumhuriyetle birlikte Atatürk’ün
resim ve heykelleri bu amaca hizmet için bütün yurda yayılmaya başlamıştır.
Ancak on yıllık bir ölüm kalım mücadelesi sonunda imparatorluğunu ve halkının
milyonlarcasını kaybederek çıkan Türkiye’de ne devlet ne de halk “karın
doyurmayan” bu türlü işlere bütçelerinden yeterli para ayıramıyorlardı. Nitekim
–bu sebepten olmalı- Cumhuriyet’in ilk
yıllarında “reisicumhurun heykellerini” yaptırıp diktirmek için yeterli
miktarda para bulunamadığından “illerden toplanan paralar” ile bu işi
yapmışlardı. Halktan vergilerin dışında bu iş için de para istenmişti. Belgeden
anlaşıldığına göre halk istenen bu miktarları ancak taksitler halinde ödeyebilmiştir.[5]
Gerek heykel
ve anıtlar, gerek portre ve diğer resim tarzı eserler yoluyla tanıtım her rejim
gibi Cumhuriyet’in de başvurduğu bir yöntem olmuştur. Sadece devlet başkanı
resmi değil, yeni rejimce makbul olan değerlerin resimleri her fırsatta
insanların gözü önünde tutulmaya çalışılmıştır. Mesela Atatürk’ün resim ve
heykelleri kamu kurumları ve dairelerde bulunduğu gibi paraların ve pulların
üzerine de konulmuştu. Dahası yeni rejimin “ulus devlet” anlayışını
pekiştirebilmek için “Türklüğün Sembolü Bozkurt” ve bunun gibi semboller hem
paralar üzerinde hem de posta pulları ve mantığına uygun görülen diğer
mekânlarda yerini almaya bu dönemde başlamıştı.
Bilindiği
üzere II. Mahmut’tan itibaren devlet başkanlarının resimlerinin kurumlara
asılması uygulaması başlamıştı. Kurucu önder olarak Atatürk’ün resimlerinin
asılması da bu çerçevede gerçekleşmiştir. İsmet İnönü’ye sıra gelince, o da
resimlerini kurumlara astırmak istemiş olmalıydı. Ancak resimlerin Türkiye
yerine Almanya’da bastırılmış olması dikkati çekmektedir. Özellikle fotoğraf
yerine ressamlara poz verip, sanat özelliği olan resimleri tercih etmesi ve
bunları yurt dışında bastırması kaliteye önem verdiğini göstermektedir. İsmet
İnönü’nün resim sanatını çok sevdiğini ve fırsat buldukça müzeleri, galerileri
ve Halkevlerinin resim çalışmalarını ziyaret ettiğini biliyoruz. Hatta bu
ziyaretlerde incelediği tabloların hangi akıma mensup olduğunu da anlamaya
çalıştığını kaynaklar ifade etmişlerdir.[6] Bu bilgileri
dikkate alınca elimizdeki bilgileri bir makale boyutunda kamuoyu ile paylaşmayı
uygun bulduk.
1-İnönü’nün Resimleri
Türkiye
Cumhuriyeti’nin ikinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü de bu imaj oluşturma çabasına
girmiştir. Henüz Atatürk hayatta iken onun resmi “İkinci Adam” sıfatı ile belli
yerlere konulmaya başlanmıştı. Atatürk kendisini 25 Ekim 1937 de başbakanlıktan
alıp yerine Celal Bayar’ı getirince, Bayar bir jest yaparak 18 Aralık 1937
tarihinde ilgili kurumlara bir yazı ile talimat vermiş ve İnönü resimlerinin
indirilmemesini istemişti.[7] Ancak
İnönü Cumhurbaşkanı olunca farklı bir yol tutmuş, zamanın başbakanı Celal
Bayar’ın ve Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak’ın[8]
desteği ile Cumhurbaşkanlığına seçildiği halde “Değişmez Genel Başkan ve Milli
Şef” sıfatını almıştır. Atatürk’ün ekibinden sayılan bazı kişileri çevresinden
uzaklaştırdığı, Atatürk zamanında uzaklaştırılmış olanları çevresine toplayarak
döneminin kadrolarını oluşturma yolunda ilk adımını attığı bilinmektedir.[9] O
dönemde bu tavırlar “Devr-i İsmet”[10]
olarak adlandırılmıştır. Bu yeni dönemde paralara kadar her yerden Atatürk’ün
ve Bozkurt gibi o devrin timsallerinin resim ve çizimlerini çıkartıp yerine
kendi resim ve heykellerini koydurtmuştur. İsmet İnönü’ye bu konuda çok ciddi
eleştiriler yapılmaktadır: Cumhurbaşkanlığı köşkünün bahçesindeki Atatürk
büstünü oradan kaldırtıp köşkün bodrumuna attırdığı, Anıtkabir’i uzun
cumhurbaşkanlığı döneminde bir türlü bitirip Ata’nın naşını ebedi
istirahatgâhına naklettirmediği, Atatürk’ün İstanbul’daki cenazesine
katılmadığı,[11] Atatürk’ün heykellerini
kaldırtıp yerlerine kendi heykellerini diktirmek istediği[12] vs.
görüşler vardır.
Biz bu konuda
İnönü’yü suçlayıcı veya savunucu tavra girmeden devlet başkanı resimlerinin
kitleleri etkileme, iletişim ve halkın “uluslaştırılması” gibi konularda nasıl
kullanıldığına dair bilgileri tartışmaya açmak istiyoruz. İnönü resimlerinin bu
istikamette nasıl bastırıldığını ve nasıl kullanıldığını göstereceğiz.
Gerçekten resimler yoluyla tanıtıma ihtiyaç olduğunu ve bu işin gerekliliğini
gösteren bilgilere sahibiz: O dönemde halkın içinde ve partide bazılarının
İnönü resimlerini “padişahımızın resmi” sandığını ve bu nedenle güzel resimlere
ihtiyaç duyulduğunu, güzel resimlerin de Türkiye’de basılamayacağından
hareketle Almanya’da İnönü portreleri bastırıldığını görüyoruz.
Türkiye’de cumhuriyet
rejimi büyük bir propaganda ile halka padişahlığın “kötü”, cumhuriyetin “iyi”
olduğunu anlata gelmiştir. Ancak buna rağmen Cumhuriyet’in ilerleyen yıllarında
bile halkın bu meselelere bigâne kaldığı sıkça müşahede edilmiştir. Bununla
ilgili örneklerden birini CHP Teftiş Raporlarından birinde görüyoruz. Partinin
Balıkesir Mebusu ve Erzincan Müfettişi Muzaffer Akpınar 1941 de Erzincan
Tercan’da teftiş esnasında parti ocağına törenlerle “Milli Şef’in fotoğrafını”
astıktan sonra orada bulunan bir partili vatandaşa “bu kimin fotoğrafıdır” diye
sorunca aldığı cevap “padişahımızın” olmuş ve Akpınar bundan dolayı “içim
sızladı” diye şikâyet etmiştir! Aynı teftiş sırasında Kemah’ın Kemerik
nahiyesinde yine İnönü resmi törenlerle asılır, konuşmalar ve nutuklar irad
edilir; Akpınar “büyükleri sevmek bir namus ve milli borcumuzdur” şeklindeki
edebi(!) cümlelerle Milli Şefini sevmesini halka telkin eder. Sonunda “bu
fotoğraf sakın tozlanmasın, daima temiz tutun” diye tembihler yağdırır. Orada
bulunan bir partili buna mukabil “biz onun üzerine bir bez örteriz de, görmek istediğimiz
zaman açarız” demiştir. Akpınar bu tavrı, “eski padişahlardan” kalma bir
zihniyet sayıyor; köylünün “büyüklerini daima mahrem zannettiği ve belki de
eski padişahlar gibi millete görünmez telakki ettiği için üzerini örtmeği
ubudiyet ve iltifat zannediyor” şeklinde yorumlayarak padişahların rejimi ile
yeni rejimin mukayesesini yapıyor veya yaptığını sanıyordu. Müfettişin şu
değerlendirmesi de ilave olarak kaydedilmelidir: “Bugün bölgemde her nahiye
merkezinde Milli Şef’in fotoğrafı ile süslenmiş CHP levhası ile Türk[13] ve
parti bayrağına sahip bir parti odası olduğu gibi, parti ve onu kuranlarla
bugünkü kudretli Türk hükümeti ve siyaseti hakkında malumat sahibi birçok vatandaş
vardır.”[14] Oradaki vatandaşın
yaklaşımını padişahlığın kusuruna bağlamak ne kadar yerinde bir fikirdir?
Ayrıca o vatandaşlar İnönü resimlerini mahrem saydığı için mi örtmek
istemişlerdir? Tozlanmasın diye örtmek istediğini vatandaş açıkça söylemiştir,
bu kadar ucuz rejim propagandası ile karşı karşıya olduğumuz bellidir. II.
Mahmud’dan beri hiçbir padişahın “ubudiyet” kültürü uğruna resimlerini
örttürmediklerini biliyoruz. Bu kadar ucuz ve yersiz tezlerle cumhuriyet
propagandası yapılmasını anlamak epeyce zor olmaktadır. Konumuz olmadığı için
bunu tartışmadan geçiyoruz. Ancak Parti müfettişi Muzaffer Akpınar’ın içini
sızlatan durum gerçekten sosyal ve siyasal bir vakıadır. Zira saltanat
kaldırılalı 20 yıla yakın bir zaman geçmiş ve bu inkılâbı yapan partinin
mensubu bir vatandaş bile hala partisinin liderini “padişah” sanıyor, daha
manidar noktası şudur ki, belki de liderini “padişah” bildiği için seviyor!
Henüz Tek Parti milletvekilleri ve şefleri bundan da gafildir.
İşte bu
durumda kamuoyu oluşturma ve tanıtımın ne kadar hayati olduğunu tartışmaya
gerek yoktur. Düşünülmesi gereken bu işin ne kadar doğru yapılıp
yapılmadığıdır. Partili müfettişlerin bu kabil teftiş raporlarından elde edilen
bu bilgiler partide ciddi infialler uyandırmış olmalı ki, bundan sonra
“Cumhurbaşkanı ve Milli Şef İsmet İnönü” resimleri bastırılıp ülkedeki bütün
kurumlara dağıtılmaya başlanmıştır. Bu haber duyulunca birçok sivil ve askerî
kurumlar “Yüce Milli Şefimiz Cumhurbaşkanı İsmet İnönü” resimlerini parti genel
sekreterliğinden ücreti mukabili istemişlerdir.[15] Bu
resimleri isteyen kurumlar arasında her düzeyden askeri birlikler,
kooperatifler, kamu kurumları, özel şirketler, belediyeler ve bizzat parti
teşkilatı bulunmaktadır. Hepsi de poster ve resimlerin parasını banka havalesiyle
önceden gönderiyorlar, gereken meblağ eksiksiz olarak Parti hesabına
yatırılınca Genel Sekreterlik posta ile resimleri isteklilerin adreslerine
göndermektedir. Bunlardan biri CHP Aydın İl Başkanlığı’dır. İl İdare Kurulu
Başkanı Ethem Menderes tarafından 7 Aralık 1943 tarihinde yapılan talebe göre
bedeli 3 lira olan resimler 39x53 cm ebatlı, kumlu baskılı ve çerçevelidir.
Bedeli 160 kuruş olanlar 50x70 cm ebadındadır, bunlar orta boy diye
belirtilmişlerdir. Küçük, orta ve büyük boy olarak üç ebatta bastırılan
resimlerin maalesef büyük boylarının ebadı yazılmamıştır. Ethem Menderes’in
resim talep eden yazısında “partimizin değişmez Genel Başkanı Milli Şefimiz
İsmet İnönü’nün parti vilayet ve kaza idare heyetlerimizle Halkevlerimize
armağan buyurdukları portrelerinden ocak idare heyetlerimiz için de fazla
miktarda ihtiyacımız vardır” denmesindeki “armağan buyurdukları” ifadesinin
ücretsiz anlamı çıkarılsa da dosya muhteviyatından ücretli bir “armağan
buyurma” olduğu anlaşılmaktadır. Ancak CHP Aydın İl İdaresine yazılan bir
yazıda valiliğe yeterli resim gönderildiği ve oradan temin edilebileceği
ifadesi görülmektedir. Anlaşıldığına göre Valilik elinde resim kalmamış ve
Parti İl İdaresi genel merkezden talep etmek durumunda kalmıştır. Genel
Merkez’in yazısında küçük ve orta boy resimlerin mevcut olduğu, bedeli ödenirse
resimlerin gönderileceği belirtilmiştir.[16]
Bunun gibi
diğer kurumlar da İnönü Portresi istemişlerdir. Askeri kurumlar, Ankara Temyiz
mahkemesi, CHP Teşkilatları, Halkevleri, Türkiye Zirai Donatım Kurumu,
Sümerbank (2 Atatürk 2 İnönü resmi), (birer Atatürk ve İnönü resmi), muhtelif illerin
ticaret ve sanayi odaları, Harita Genel Müdürlüğü, Ankara Fen Fakültesi,
Bankalar, İnhisarlar Umum Müdürlüğü, Fiskobirlik Merkezi (Giresun), Harp Akademileri
Komutanlığı, Muhtelif Bakanlıklar… Yukarıda belirtildiği üzere bazı kurumlar
Atatürk resmi de istemiş olmalarına rağmen isteklerinin karşılanıp
karşılanmadığı belirtilmemiştir.
2-Almanya’da Bastırılan Resimler
Bu resimlerin
basılıp çerçevelenmesine gelince, ülke içinde bu işin yapıldığını söylemek zor
olmasa gerek. Ancak, belki saygınlık için, bu resimlerin çok özel tekniklerle
ve yüksek kalitede yurt içinde basılamayacağını düşünebiliriz. Nitekim bunun
için olmalı ki, resimler Almanya’da bastırılmışlardır. Bu baskı işinin
ayrıntısını Cumhuriyet Arşivinde bulunan kalın bir dosyadan anlıyoruz. Dosya
muhteviyatındaki belgelerde baskıyı yapacak müessese ile görüşmeler,
şartnamesinin alınması, pazarlıklar, ödeme şekli, yurda nasıl ve kimler
tarafından getirileceği vs konulardaki yazışmalar mevcuttur. Aynı konuda Berlin
Büyükelçiliği ve Frankfurt Ticaret Odası ile de yazışmalar vardır. Ancak
dosyada baskı işinin neden bir Alman firmasına verildiğinin belgesi yoktur. Hatta
ilk görüşme ve yazışmaların da dosyadan çıkarılmış veya hiç dosyalanmamış
olduğu görülmektedir. Neden Almanya’nın
ve bir Alman firmasının seçildiğini tartışmadan geçemiyoruz. Gerçi 1939 Ağustos
ayında bu işe girişildiğinde henüz II. Dünya Harbi başlamamıştı; dolayısıyla
Almanya’ya karşı bir iktisadi abluka söz konusu değildi. Ancak dünyanın
Hitler’in yandaşları ve karşıtları şeklinde iki kutba ayrıldığı bir dönemde
böyle sembolik bir işin Almanya’ya verilmesinin manidar olduğu da
düşünülebilir.[17]
Alman firma Kunstverlag Trowitzsch und Sohn Frankfurt/Oder’de faaliyet göstermektedir. Elimizdeki dosyada bu
firmanın nasıl seçildiği ve ihale süreci, pazarlık veya başka bir usul mü
kullanıldığına dair bir bilgi olmadığını belirtmiştik. Ancak şirketle ilk
mukavelenin 25. 8. 1939 tarihinde imzalandığı, 30 000 adet üç boy resim
karşılığında 55 660 Reich Mark ödeneceği,
resimlerin de ödemelerin de üç taksit halinde yapılacağı belirtilmektedir.[18]
Dosya muhteviyatından anlaşıldığına göre şirket küçük, orta ve büyük olmak
üzere üç farklı boyda resmi her defada 7 500 adet olmak üzere, dört defada
teslim etmeyi teklif etmiştir.[19]
Ancak bu teklif kabul edilmemiş ve teslimlerin 10 000 adetlik üçer parti
halinde yapılmasında anlaşmaya varılmıştır. Buna göre Çallı reprodüksiyonları
1. boy büyüklükte olanlar bin adet, 2. ve 3. boydakiler ikişer bin adet olmak üzere,
Feyhaman’ınkiler ise 2. ve 3. boylarda iki bin beş yüzer adet olmak üzere
anlaşılmıştır(Bkz.Ek.1)[20].
İkinci parti resimlerde ise Feyhaman’ın 500 adetlik büyük boy tablosu vardır(Ek:2)[21].
Diğerleri ekteki rakamlarda görüldüğü gibidir.
Kunstverlag
ile CHP Genel Sekreterliği arasında bu konuda yazışmalara ilave olarak T.C.
Berlin Büyükelçiliği de bu işte önemli rol oynamıştır. Özellikle parti ile
şirket arasında menşe şahadetnamesi, kefaletname ve teminat mektubu alınma ve
verilme aşamalarında söz konusu olan bürokratik yazışmalarda bazen
anlaşmazlıklar olmuştur.[22] Bu
durumlarda Türkiye’nin Berlin Büyükelçisi Hüsrev Gerede bizzat araya girerek
tarafların, özellikle CHP yöneticilerinin uluslararası yazışma kültürü
eksikliğinden kaynaklanan bilgi azlığını telafi etmiştir.[23] Bazen de bizzat şirketin gereken açıklamaları
doğrudan Parti’ye yazmış olduğunu görüyoruz. Mesela 15 Mart 1940 tarihli Halil
Türkmen imzalı bir yazıda CHP’nin daha fazla ödeme yapması gerektiği bizzat
parti tarafından yazılmıştır. Bu yazıda “Üçüncü parti resimler için 14 871Rayişmark[24] göndermemizi istiyorsunuz, hâlbuki bizim
hesabımıza göre resim parası olarak 18 552 ve birinci parti resimlerin nakliye
parası olarak da 223 Rayişmark ki, ceman 18 775 göndermemiz lazım gelmektedir.
Sizin bu hesaptan 3 904 Rayişmark eksik istemenizin sebebini anlayamadık”
(Ek:3) diye sorularak açıklama istenmiştir.[25] Bu
soruya cevaben Kunstverlag şirketi gereken açıklamayı yapmıştır. Şirketin açıklamasında
istenen meblağ içinde nakliye ve sigorta bedellerinin bulunmadığı, sadece
üçüncü parti resimlerin parası olduğu, diğer ödemelerin şirketi
ilgilendirmediği yazılmıştır.[26]
Resimlerin ve
ödemelerin üç taksit halinde yapılacağı anlaşmasına taraflar tam olarak
uymuşlardır. Parti, ödemelerin yapılması için içerde ilgili kurumlarla ve
Berlin Büyükelçiliği ile yazışmıştır. Mesela Parti’den Maliye Vekâleti Kambiyo
Müdürlüğü’ne yazılan yazılarda “Sayın
Milli Şefimize ait resimlerin üçüncü taksiti olarak aşağıda yazılı Almanya’da
Frankfurt’taki müesseseye 18 554 RM gönderilecektir. İcap eden serbest döviz
vesikasının verilmesi“ rica
ediliyor.[27] Üç parti resim sırasıyla
12,13 ve 13 sandık halinde[28] sevk
edilmiş ve Gümrük muamelelerinin Ankara’da yapılması istenmiştir.[29] Resimlerin
İstanbul’a kadar tren (Bahn ve Chemin de fer) ile geldiği ve nakliye işinin
Galata Voyvoda Cad. Minerva Han’da bulunan yine alman C.A. Müller ve Şürekâsı
Nakliyat şirketince yapıldığı görülmektedir.[30]
Resimlerin
sanat yönü ile ilgili belgelerdeki bilgiler epeyce sınırlıdır. Maalesef bu
portrelerin birer fotoğraf nüshası dosyaya konmamıştır. Üstelik Çallı’nın
orijinal portresinin 70 yıldır kayıp olduğu ve gaybubetin bilinmediği
geçenlerde tesadüfen anlaşılmıştır.[31]
Değerlerin böyle korunmadan tesadüfen elde tutulabilmesi de herhalde bir
Türkiye kılasiği sayılmalıdır(Bkz. Ek.4).
Bahsedilen üç farklı boydaki portrelerin
bazıları “kumlu” tabir edilen tarzda, bazıları normal renkli olarak
basılmışlardır. Resimlerin İbrahim Çallı[32] ve
Feyhaman Duran[33] tarafından yapılan İnönü
portrelerinden çoğaltıldıkları görülmektedir.[34]
Menşe
şahadetnamesinde "1. parti teslimin sandık adedi 12, gideceği adres, CHP
110/121 Ankara" olarak yazılıdır. Gayri safi sıklet 1291 safi sıklet 1042,
nakil vasıtası demiryolu, muhteviyat renkli sanat matbuaları, fob kıymeti 14
564 RM bilgileri vardır. En altta ise “mezkûr malların Alman menşeli olduğunu
tasdik ederiz. Frankfurt/Oder Ticaret ve Sanayi Odası, Berlin 13. 2. 1940"
bilgileri görülmektedir.[35]
Sonuç
Tarih boyunca
bütün devletler ve hanedanlar bağımsızlık ve hâkimiyetlerini gösterebilmek için
birçok sembol kullanmışlardır. Para bastırmak ve paraların üzerine ya resim ya
tuğra veya iktidarı temsil eden bir sembol kazımak bunlardan birincisidir.
Modern çağlara doğru resim önce ressamların yaptığı portreler olarak, daha
sonra fotoğraf makinesinin icadı ile birlikte fotoğraf olarak basılıp ülkede
halkın yoğun olduğu yerlerde hem propaganda hem de devlet başkanının tanınması
için kullanılır olmuştur. Özellikle parti hükümetleri döneminde başbakan ve
devlet başkanları da partili veya parti kökenli olduklarından bu tanıtım ve
propaganda daha da ehemmiyet kazanmıştır. 1940’larda bazı yörelerde bizzat
partililerin bile bazen İnönü resimlerini “padişah resmi” sanması bu hususun
önemini göstermektedir. Bu doğrultuda Atatürk gibi İnönü de resimlerini
bastırıp pullara, paralara ve resmi mekânlara koydurmuştur. Bu İnönü
resimlerinin zamanın önemli iki ressamı tarafından yağlı boya ile ve bazıları
kumlu teknikle yapıldığını ve Almanya’da çoğaltıldığını da görmüş bulunuyoruz.
Ayrıca
Türkiye’nin o yıllardaki bozuk ekonomik durumu ve döviz kıtlığı gerçeğinden
hareketle II. Dünya Harbi’nin hassas milletlerarası dengesi de düşünülünce
Hitler Almanyası’na 1939-1940 yıllarında böyle Türkiye’de yapılabilecek bir işin
verilmesi tartışılmaya muhtaçtır. Cumhurbaşkanı’nın resimleri İstanbul veya
Ankara’daki imkânlar ile çoğaltılamaz mı idi? Hatta bu kadar para harcanınca o
baskı tesisleri toptan satın alınamaz mı idi? Şüphesiz bu mümkün olabilir,
üstelik bu bahane ile o teknoloji ve sanat birikimi de Türkiye’ye getirilmiş
olurdu. Bu işi bir Alman firmasına vermek de ayrıca Hitler rejimine üstü kapalı
bir destek sayılabilirdi! Zamanın iktidarı, Hitler-vari bıyıkların ve bazı
icraatların gösterdiği istikametten belli olduğu üzere, acaba o zamanın
Almanyasına ve rejimine meyilli miydi? O yıllarda Türkiye üzerinde çok kesif
bir Nazi propagandası yapıldığını ve etkili olduğunu da biliyoruz.[36]
Yoksa işin Almanlara verilmesinin başka bir sebebi mi vardı? Biz sadece bu
soruları sorup yazımızı bitiriyoruz.
KAYNAKÇA:
Arşivler:
1-
Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi,(BCA),
Bakanlarkurulu Kararnameleri Katalogu,
(BKKK), 030.18.1.2/20.39.14
2-
BCA, CHP K. 490. 01/ 1230.908.1
İnternet Arşivi:
Basılı Materyal:
6-
Barutçu, F: Ahmet, Siyasi Hatıralar
c.I-III, 21 Yüzyıl Yay. İst. 2001
7-
Baykara, Tuncer, Osmanlılarda Medeniyet Kavramı ve Ondokuzuncu Yüzyıla
Dair Araştırmalar, Akademi Kitabevi, İzmir 1992
8-
Berle, Adolf A. İktidar, Tur Yay.,
İst., 1979.
9-
Brown, J.A.C. Beyin Yıkama ve İkna
Metotları, Boğaziçi Yay., İst., 1973
10-Bürün,
V.-Ahmet Güner, Sosyalizm İhaneti,
Sırdaş Yay. İst. 1976
11- Demircioğlu, Asuman “Faik Ahmed Bey ve Müdafaa-i
Hukuk’tan Halk Fırkası’na Geçiş” A.Ü.
Türkiyat araştırmaları Enstitüsü Dergisi,, S. 23 Erzurum 2004
12-Glasneck, Johannes, Türkiye’de Faşist Alman Propagandası, Çev. Arif Gelen, Onur
Yayınları, Ankara 1980.
13-
Koçak, Cemil, Türk Alman
İlişkileri(1923-1939), TTK Basımevi Ankara 1991
14-
Kurul, Cumhuriyet Ansiklopedisi
1923-1940 C.I, Yapı Kredi Yay, İst. 2002.
15-Sakal, Fahri, “Milli Mücadele’de ve Cumhuriyetin
İlk Döneminde Propaganda ve Tanıtım Çalışmaları”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi C. XIX, Mart 2003, S. 55
16- Soyak, Hasan R. Atatürk’ten Hatıralar, YKY Yay. İst. 2008
17- Yeşilyurt, Süleyman, Atatürk İnönü Kavgası, Yeryüzü yayınevi 3. bs. Ankara 2001
EKLER


Ek:4
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün araya girmesiyle yeni yerine
taşınma hazırlığı yapan İstanbul Resim Heykel Müzesi’ne bir iyi haber daha
geldi. Müzeye ait olan ünlü ressam İbrahim Çallı’nın 70 yıldır aranan İsmet
İnönü portesi, CHP Eyüp İlçe Binası’nda ortaya çıktı. CHP’liler resmin
değerinden de arandığından da habersiz. 6 milyon lira değerindeki eserin buraya
nasıl geldiğiniyse kimse bilmiyor. 1940’lı yıllarda İstanbul Resim Heykel
Müzesi’nden bir sergi için alınan ancak daha sonra geri dönmeyen ‘İnönü
Portresi’ CHP Eyüp İlçe Başkanı Levent Karakoç’un makam odasında asılı.
Radikal’den öğrendi
Eserin, Resim Heykel Müzesi’nin envanterine kayıtlı olduğunu Radikal’den öğrenen Karakoç, “Ben 45 yaşındayım. Kendimi bildim bileli de CHP’liyim. Bu resim de çok uzun yıllardır burada asılı. Nereden geldiği konusunda hiçbir bilgim yok. Bunun bir müzeye ait olduğunu ilk kez sizden duyuyorum” dedi. Karakoç, eserle ilgili bugüne kadar herhangi bir talebin de gelmediğini söyledi. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yalçın Karayağız’ın en az 5-6 milyon TL değer biçtiği tablonun tarihi önemi ve değeri bilinmediği için güvenlik açısından herhangi bir önlem alınmamış. Karakoç, “Kapılarımız gayet sağlam, güvenlik kameralarımız çalışıyor. Ama resim ile ilgili özel bir önlemimiz yok” dedi.
Radikal’den öğrendi
Eserin, Resim Heykel Müzesi’nin envanterine kayıtlı olduğunu Radikal’den öğrenen Karakoç, “Ben 45 yaşındayım. Kendimi bildim bileli de CHP’liyim. Bu resim de çok uzun yıllardır burada asılı. Nereden geldiği konusunda hiçbir bilgim yok. Bunun bir müzeye ait olduğunu ilk kez sizden duyuyorum” dedi. Karakoç, eserle ilgili bugüne kadar herhangi bir talebin de gelmediğini söyledi. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yalçın Karayağız’ın en az 5-6 milyon TL değer biçtiği tablonun tarihi önemi ve değeri bilinmediği için güvenlik açısından herhangi bir önlem alınmamış. Karakoç, “Kapılarımız gayet sağlam, güvenlik kameralarımız çalışıyor. Ama resim ile ilgili özel bir önlemimiz yok” dedi.

İbrahim Çallı, İnönü Portresi: Yetmiş yıldır ait
olduğu müzenin dışında ve kayıp durumda olduğu halde tesadüfen elde kalabilen
orijinal portre.
[1] Bkz. J.A.C. Brown, Beyin Yıkama ve İkna Metotları,
Boğaziçi Yay., İst., 1973; Ayrıca iktidar ve hakimiyetlerin propaganda ve
kamuoyu desteği ile mümkün olduğunu gösteren güzel bir çalışma Adolf A. Berle, İktidar, Tur Yay., İst., 1979.
Totaliter rejimlerin propagandaya
verdiği önemi gösteren en belirgin örnek Hitler rejiminin propaganda
için özel bir bakanlık kurmuş olmasıdır. Bilindiği gibi Goebbels, Halkın
Aydınlatılması ve Propaganda Bakanı idi.
[2] Milli Mücadele ve
Cumhuriyet’in ilk yıllarında bu alandaki çalışmalar için bkz. Fahri Sakal,
“Milli Mücadele’de ve Cumhuriyetin İlk Döneminde Propaganda ve Tanıtım
Çalışmaları”, Atatürk Araştırma Merkezi
Dergisi C. XIX, Mart 2003, S. 55, s. 83-104.
[3] Bu dönemde Atatürk’ün
Nutuk’u bile bu “itibarlı” kuruluş arayışından dolayı müftülükler aracılığı ile
halka taksitler halinde satılmıştır. Bkz. Sakal, agm, s.90.
[4] II. Mahmud’un bu geleneği
başlatması ile ilgili iğneleyici bir değerlendirme için bkz. Tuncer Baykara, Osmanlılarda Medeniyet Kavramı ve
Ondokuzuncu Yüzyıla Dair Araştırmalar, Akademi Kitabevi, İzmir 1992, s.
51-59.
[5] BCA, 030.18.1.2/20.39.14
[7] Cumhuriyet Ansiklopedisi 1923-1940 C.I, YKY, İst. 2002, s. 292.
[8] Atatürk’ün kendisinden
sonra cumhurbaşkanı olacak ilk isim olarak Fevzi Çakmak’ı gösterdiğini en
yakınında bulunan kişinin notlarından biliyoruz. Bkz. Hasan Rıza Soyak, Atatürk’ten Hatıralar, YKY Yay. İst.
2008, s. 717.
[9] 31 Aralık 1938 tarihinde
yapılan ara seçimlerde Kazım Karabekir, Fethi Okyar ve Hüseyin Cahit Yalçın
milletvekili seçilmiştir. Atatürk zamanında yıldızı söndürülen ve İnönü’ce
parlatılanlardan biri de Trabzon Milletvekili Faik A. Barutçu idi. Nitekim
Barutçu anılarında yer yer Atatürk’ü eleştirmiştir. Bkz. Siyasi Hatıralar c. I-III, 21 Yüzyıl Yay. İst. 2001. Bu konuda bkz.
Asuman Demircioğlu, “Faik Ahmed Bey ve Müdafaa-i Hukuk’tan Halk Fırkası’na
Geçiş”, A.Ü. Türkiyat araştırmaları
Enstitüsü Dergisi, S. 23 Erzurum 2004, s. 297-299. Aynı şekilde Zeki Velidi
Togan gibi şahsiyetler de İnönü cumhurbaşkanı olunca yurt dışından ve yurt
içinden, neredeyseler gelip sistem içinde yerlerini almışlardı. Tabii bu açıdan
İnönü’yü tarih ve bizler tebrik etmeliyiz. Milli Mücadele’nin muzaffer
komutanları, dönemin değerli politikacıları ve dünya çapında bir tarihçi olan
Togan –bir şarklı politika sonucu- ülkeden kaçmak zorunda kalmışlardı. Onlar ne
rejime ne de Atatürk’e muhalifti. Yaptıkları eleştiriler, Türkiye’nin çağdaş
bir ülke olması ve demokratlaşması için gerekli fikirlerle yüklüydü. İnönü’nün
kendi konumunu güçlendirmek için dense bile kazandığı ve sisteme kazandırdığı
diğer isimlerden bazıları: Rauf Orbay, Cafer Tayyar Eğilmez, Ali İhsan Sabis,
eski sadrazamlardan Salih Paşa, Adnan ve Halide Edip Adıvar gibi kişiler. Bkz. Cumhuriyet Ansiklopedisi 1923-1940 C.I,
s 322. Diğer yandan Atatürk’ün has
adamları olan Salih Bozok, Kılıç Ali, Tevfik Rüştü Aras, Ruşen Eşref Ünaydın
gibi kişiler de milletvekili dahi seçilemediler. Adeta Atatürk sayesinde var
olan birçok CHPli politikacı ve aydın ile Afet İnan ve Sabiha Gökçen gibi
“manevi kızlar” İnönü’nün bu tavrına hiç temas etmeden ömürlerini tamamladılar.
[10] Bilindiği gibi bu ifade
Osmanlı Türkçesi’nde hem “İsmet’in devri”, hem de “temizlik devri” anlamına
gelmektedir. İnönü kendi devrini ve kendi kadrolarını kurmaya Atatürk’ün
kadrolarını “temizlemeye” başlamıştır.
[11] Bu konuda birçok görüşü
derleyen, ancak bilimsel usuller pek gözetilmeden yazılmış olduğu anlaşılan bir
toplama kitap: Süleyman Yeşilyurt, Atatürk
İnönü Kavgası, Yeryüzü yayınevi 3. bs. Ankara 2001.
[12] İnönü’nün meydanlara
kendi heykellerini diktirmek istediği ve bunun için Hasan Ali Yücel’in aydınlar
arasında bir yoklama yaparak nasıl karşılanacağını kestirmeye çalıştığı
anlatılır. Bu toplantıların birinde bulunmuş olan Necip Fazıl Kısakürek şair
arkadaşı ve Milli Eğitim Bakanı olan Yücel’e bu konuda iğneleyici bir teklif
yapmış: “Bu heykel işini şöyle yapsak: Avrupa’ya, ayakta, at sırtında, şu veya
bu biçimde şanlı gövdeler ısmarlasak; boyun yerlerini de burgulu yapıp, ölen
ölünce kafasını çıkarsak ve yenisinin başını oraya burgulayıversek; nasıl
olur?” N. Fazıl’ın bu alaycı teklifinden sonra her yere İnönü heykellerinin
yapılmasından vazgeçildiği anlaşılıyor. Bkz. Vecdi Bürün-Ahmet Güner, Sosyalizm İhaneti, Sırdaş Yay. İst.
1976, s.160-161.
[13] Belgede “türk” şeklinde
küçük harflerle yazılmış, biz büyük “T” ye dönüştürdük (yazar).
[14] BCA, CHP K, 490.01/273.1092.1
[15] BCA, CHP K, 490.01/231.910.1
[16] Aynı dosya, s. 10-12
[17] Türkiye’nin Almanya ile
ilişkileri Hitler döneminde iyi idi denebilir. Mesela 1933-39 arasında
Türkiye’nin ABD ve Almanya dışında diğer ülkelerden ithalatı gerilemiş, bu
ikisinden yapılan ithalat artmıştır. Bu dönemde Türkiye’nin toplam ihracatı,
ithalatı vs. diğer göstergeler hep Almanya lehine diğer ülkelerin aleyhine
gelişmeler göstermiştir. Bkz. Cemil Koçak, Türk
Alman İlişkileri(1923-1939), TTK Basımevi Ankara 1991, s.240-145.
[18] BCA, CHP K. 490. 01/ 1230.908.1, s.112-113.
[19] Aynı dosya, s.166-167
[20] Aynı dosya, s. 130
[21] Aynı dosya, s. 168
[22] Aynı dosya, s. 105-106;
123-124.
[23] Aynı dosya, s. 102-103
[24] Asıl metinde Rayişmark
olarak yazılmıştır.
[25] Aynı dosya, s. 154
[26] Aynı dosya, s. 152
[27] Aynı dosya, s.159-160
[28] Aynı dosya, s. 119, 132
[29] Aynı dosya, s. 138-146
[30] Aynı dosya, s. 161-163
[31] Bu makalenin yazılış
sürecinde ilginç ve mutlu bir tesadüf eseri bu resimlerin orijinallerinden
Çallı’ya ait olanı yetmiş yıllık kayıplıktan sonra CHP’nin Eyüp İlçe
teşkilatında bulunmuştur(!) Bu konudaki haberler için bkz. http://www.haberboyut.com/haber/70-yildir-aranan-tablo-chp-binasinda-cikti-4877.html
[32] İbrahim Çallı
(1882-1960): Türk resim sanatında bir döneme adını veren portre, nü, peyzaj ve
natürmort tarzları ile tanınmış ve çok sayıda öğrenci yetiştirmiş bir
sanatçıdır. Kendisini Sanayi-i Nefise’de ve Şeker Ahmet Paşa’nın desteği ile
gittiği Paris’te geliştirmiş, Atatürk, İnönü ve Yahya Kemal portreleri de
yapmıştır. Bazı resimleri cami avlularını ve Mevlevileri konu olarak almış
olmasına rağmen Sultan Ahmed Camii’nin Devlet Resim ve Heykel Müzesine
çevrilmesini teklif ettiği biliniyor. Yaptığı ve Almanya’da çoğaltılan resimde
İnönü koltukta oturmuş haldedir. Bkz: http://www.biyografi.info/kisi/ibrahim-calli
[33] Feyhaman Duran
(1886-1970): Türk resim sanatında hat, peyzaj, natürmort ve portreleriyle
tanınmış bir sanatçı. Özellikle Portre tarzının ilk ve en önemli temsilcisi
sayılır. Galatasaray Sultanisinde ve
Abbas Halim Paşa’nın desteği ile Paris’te resim tahsili aldı. Sanayi-i Nefise
Mektebi'nin Resim Bölümü’nde resim hocalığında bulundu. 1934 de Atatürk’ün
121x89 ebadında bir yağlı boya tablosunu yaptı. 1939 da İbrahim Çallı ve
Ayetullah Sümer ile birlikte Ankara’ya çağrılarak bu defa İnönü portresini
yapmakla görevlendirildi. Ölümünden önce Bayezid’deki evini müze olarak
İstanbul Üniversitesine bağışladı. Bkz: http://www.turkishpaintings.com/index.php?p=37&l=1&modPainters_artistDetailID=240
ve http://www.resimkalemi.com/turk-sanatcilari-biyografisi/10415-feyhaman-duran-1886-1970-biyografisi.html
[34] Aynı dosya, s. 118, 132,
165, 168.
[35] Aynı dosya, s.164
[36] Johannes Glasneck, Türkiye’de Faşist Alman Propagandası,
Çev. Arif Gelen, Onur Yayınları, Ankara 1980; Dönemin genel havasını ve Türkiye
üzerindeki Alman etkisini gösterecek bir çalışma Cemil Koçak, Türk Alman İlişkileri (1923-1939), TTK
Yay, Ankara 1991
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder